|
Azerbaycan istiklali uğrunda hayatının sonuna kadar mücadele vermiş Muhemmed Emin Resulzade 31 Ocak 1884’te Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nun Novhanı köyünde din adamının ailesinde doğmuştur.
İlk eğitimini ve tarbiyesini babasının açmış
olduğu dini medresede alan Resulzade sonraları Bakü'deki matbaaların birinde mürettiplik yapmıştır.
1903’te Tiflis'te Mehmet Ağa
Şahtahlı’nın
çıkarttığı Şarki Rus adlı günlük gazetede ilk yazılarını
yayınlatmıştır.
1905’ten sonra Bakü’de Ali Bey Hüseyinzade ve Ahmet Bey Ağaoğlu'nun
çıkarttığı Hayat, Füyüzat,
İrşat, Terakki dergi ve gazetelerine
makaleleri ile yazarlık çalışmalarına başlamıştır.
Resulzade, 1905-1907 yıllarında köktenci sol cereyanı temsil
1904 yılının sonlarında Rus
Sosyal Demokratik Partisi’ne bağlı Hümmet Partisi kurulur. Bu partinin görevi
Azerbaycanlılar arasında propaganda yapmaktı.
Resulzade yazdığı sosyal-siyasi
makalelerinde istiklal, milliyet, insan hakları, kültür kavramlarını halka
tanıtmaya ve benimsetmeye çalışıyordu. Hürriyet mücahidi “İnsanlara hürriyet,
milletlere istiklal” verilmesi için gayret sarfediyordu. Onun isteği
milletlerin özgürlüğü idi.
Resulzade aynı zamanda
edebiyata ve şiire de büyük ilgi duyuyordu. Onun bazı şiirleri ile yanısıra
Karanlıkta Işıklar ve Nagehan Bela adlı dramları da vardır. Hatta Karanlıkta
Işıklar ilk kez 1908'de Bakü’de tiyatroda oynanmıştır.
Resulzade 1908-1910 yıllarında
Hümmetçi olarak İran inkılabı harekatina katılır. 1908’de Bakü Sosyal
Demokrat Komitesi tarafından Gilan inkılabına nezaret için Reşt şehrine gitmiş
ve aynı yıl mücahidlerle beraber Tahran'a giderek Meşrute harekatına
katılmıştır. Tahran’da kısa sure içinde Meşrute liderlerinin dikkatini geçer
ve Demokrat Partisi'nin kurulmasına ve programının yazılmasına katılır. Hatta
bu partinin organı olan İran-ı Nev Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürlüğüne
seçilir. Şunun da altı çizilmelidir ki, İran'da ilk defa Avrupa tarzında
gazete çıkartan Resulzade’dir.
1915’te Açıksöz Gazetesi’ni
çıkartmaya başlayan Muhammet Emin Bey, Azerbaycan’ın artık ünlü siyasetçisi
idi. Gazete 1917’ye kadar yayınlanmıştır.
1917 devriminden sonra Bakü’de
toplanan Müsavat Fırkası'nın Kurultayında Resulzade Fırkanın Başkanı seçilir.
Resulzade 1917 yılının Mayıs
ayında Moskova’da toplanan Rusya Müslümanları Şurası’na Azerbaycan temsilcisi
olarak katılır.
Bu yıllarda Azerbaycan,
Gürcüstan, Ermenistan milletvekilleri tarafından Mavera-yı Kafkas Seymi
kurulur. 1918 yılı Mayısının 24-25’inde gürcüler ve ermeniler bu birlikten ayrılıp
istiklallerini ilan etmişler. Bunun üzerine 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan milletvekilleri de
Azerbaycan Milli Şurası adı altında toplanarak Resulzade’yi Azerbaycan Milli
Şurası'nın Başkanı seçmişler.
Resulzade başkanlığında Fethali
Han Hoylu Başkan seçilerek kabineyi kurar. Bu dönemde Bakü, Rus ordularının
ve Ermeni çetelerinin baskınlarına maruz kaldığı için Azerbaycan’ın Başkenti
geçici olarak Gence’ye taşınır. Bakü’yü düşmanlardan temizlemek için Osmanlı
ordusu, Nuri Paşa’nın kumandasında İslam Ordusu namıyla Bakü'ye girer. Bakü
15 Eylül 1918'de Türk ordusu ve Azerbaycan’ın gönüllü birlikleri tarafından
üç ay süren bir savaştan sonra kurtarılır. Azerbaycan’ın Başkenti tekrar
Bakü’ye taşınır.
Bağımsız Azerbaycan Hükümeti
millî ve sosyal demokrat bir cumhuriyetti. Anayasada vatandaşlar eşit haklara
sahipti. Müsavat Fırkası ilkeleri Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak
(Çağdaşlık) İstiklal adında bir de gazete yayınlıyordu. Azerbaycan Hükümeti
ana dilini, Türkçeyi devletin resmi dili olarak
Ne yazık ki, 27 Nisan 1920’de II.
Kızılordu Bakü’yü işgal ediyor ve Azerbaycan Hükümeti’nin ileri gelenleri
tutuklanıyor. Haps edilmeden once Azerbaycan’ın Şamahı İlçesi’nin Lahıc
köyü’nde saklanan Resulzade bolşevikler tarafından yakalanıp muhakeme için
Bakü'ye getirildi, ama Stalin'in eski arkadaşı olduğu için onun tarafından
hapisten çıkartıldı. Stalin, Resulzade’yi ve arakadaşı Abbaskulu Kazımzade’yi
kendisi ile beraber Moskova'ya götürdü.
Resulzâde bir sure Moskova’daki
Şarkiyat Enstitüsü’nde öğretmenlik yapar. O, iki yıl göz hapsinde tutulduktan
sonra arkadaşı Kazımzade ile beraber bilimsel araştırmalar dolayısıyla
Leningrad’a (Sankt Petersburg) gider. Oradan Müsavatçıların, bilhassa
Tatarların yardımıyla sandalla Finlandiya’ya kaçar, oradan Almanya'ya,
Almanya’dan ise Türkiye'ye gider.
M. E. Resulzade Türkiye’de
bulunduğu sürede yazarlık faaliyetine başlar ve Azerbaycan Teşekkülünde
Müsavat, Azerbaycan Cumhuriyeti (Keyfiyet-i Teşekkülü ve Şimdiki Vaziyeti),
Asrımızın Siyavuşu, İstiklal Mefküresi ve Gençlik, Rusya'da Siyasî Vaziyet,
Kafkas Türkleri, Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı, Azerbaycan Kültür Gelenekleri,
Çağdaş Azerbaycan Tarihi, Azerbaycan Şairi Nizamî vd. eserleri yazar.
İstanbul’da bulunduğu sürede o, Yeni Kafkasya dergisini çıkarır.
Resulzade, 1922’de İstanbul’da
Azerbaycan Millî Merkezi'nin başkanı olmuş ve 1949 yılında bu merkezin
teşebbüsüyle Ankara'da kurulan Azerbaycan Kültür Derneği'nin fahri başkanı
seçilmiştir. 1954 yılında bu dernek tarafından yayımlanan Azerbaycan Dergisi
yayınını günümüzde de sürdürmektedir.
Resulzade 1922 yılında Sovyet
Rusyası’nın baskısıyla Türkiye’den ayrılmak zorunda kalarak önce Polonya’ya,
sonra Almanya’ya gider. Burada o Rusya mahkumu milletlerin kurduğu Prometey
adlı Cemiyetin dergisinde 1928-1939 yılları arasında devamlı olarak makaleler
yayımlar. 1927-1934 yıllarında Berlin’de çıkan İstiklal Gazetesi’nde,
1935-1939 yılları arasında Kurtuluş’ta yazılar yayınlatır. Bu yıllarda
Avrupa'da çıkan Müsavat Gazetesi’nde de bazı makaleleri çıkar.
Azerbaycan’ın istiklali uğrunda
yorulmadan çarpışan, her türlü zorluğa, meşakkata katlanan Resulzade, 5 Mart
1955 günü Ankara'da üç kere Azerbaycan,
Azerbaycan, Azerbaycan deyerek Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, Ankara’daki Asrı Mezarlık’ta
toprağa verilmiştir.
Dr. Eldeniz ABBASLI.
Avrasya Yazarlar Birliği üyesi
|
27 Şubat 2015 Cuma
Azerbaycan Türkleri’ne hürriyeti yaşatan şahsiyet
25 Şubat 2015 Çarşamba
Avrupa Parlamentosu önünde Hocalı Soykırımı mitingi yapıldı
Azerbaycanlıların ve diğer Türkçe Konuşan Halkların
İşbirliği Merkezi (ATHEM)
Belçika-Azerbaycan Dostluk Cemiyeti ile ortaklaşa Hocalı soykırımının 23. yıldönümü
dolayısı ile 21-26
2015 tarihlerinde
Avrupa'nın siyasi merkezinden biri kabul
edilen Brüksel kentinde bir dizi etkinlikler gerçekleştirdiler.
Etkinliklere Azerbaycan delegasyonuna Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Sektör Mudürü Gafar Aliyev, Milli Meclis üyesi Ferec Guliyev, ATHEM Başkanı İlham İsmailov, Basın Konseyi Başkanı Eflatun Amaşov, Milli STK Forumu Başkanı Rauf Zeyni, Dağlık Karabağ Azerbaycan Cemaati Yönetim Kurulu üyesi Cavit Aliyev ve "Birlik” Dergisi Baş Editörü İlgar İlkin katıldılar.
25 Şubat'ta Azerbaycan delegasyonu Hocalı soykırımının 23. yıldönümü dolayısı ile Brüksel'de - Avrupa Parlamentosu önünde ATHEM’in ve Belçika-Azerbaycan Dostluk Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği mitinge katıldılar. Mitingde Azerbaycan ve Türk diaspora kuruluşları temsilcileri, öğrenciler ve yerel insanlar da katıldılar. 300 kişiden fazla temsilcinin katıldığı mitingin sonunda dünya kamuoyuna çağrıda bulundular.
Mitingde Xocalı’ya adalet, Hepimiz Hocalı’yız, hepimiz Karabağ’ız sloganları seslendi.
Eldeniz Abbaslı.
Etkinliklere Azerbaycan delegasyonuna Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Sektör Mudürü Gafar Aliyev, Milli Meclis üyesi Ferec Guliyev, ATHEM Başkanı İlham İsmailov, Basın Konseyi Başkanı Eflatun Amaşov, Milli STK Forumu Başkanı Rauf Zeyni, Dağlık Karabağ Azerbaycan Cemaati Yönetim Kurulu üyesi Cavit Aliyev ve "Birlik” Dergisi Baş Editörü İlgar İlkin katıldılar.
25 Şubat'ta Azerbaycan delegasyonu Hocalı soykırımının 23. yıldönümü dolayısı ile Brüksel'de - Avrupa Parlamentosu önünde ATHEM’in ve Belçika-Azerbaycan Dostluk Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği mitinge katıldılar. Mitingde Azerbaycan ve Türk diaspora kuruluşları temsilcileri, öğrenciler ve yerel insanlar da katıldılar. 300 kişiden fazla temsilcinin katıldığı mitingin sonunda dünya kamuoyuna çağrıda bulundular.
Eldeniz Abbaslı.
22 Şubat 2015 Pazar
ERMENİ VAHŞETİ: HOCALI KATLİAMI
Ermeni
propogandacılarının ve onların işbirlikçilerinin söylediklerinin aksine hep Türk
milleti soykırıma uğramıştır. İşte bu soykırımlardan en son örneklerinden biri
Hocalı
soykırımıdır.
Yukarı
Karabağ savaşı başladığından itibaren bu
bölgenin en önemli tepelerinden birisinde
olan Hocalı şehri stratejik olarak Ermenistan_Silahlı Kuvvetleri
için askeri bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ
silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir.
Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya
saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi’nden 10 km uzaklıkta güneydoğusundadır.
Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır.
Hocalı 1991
yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım
kapanmış ve tek ulaşım vasıtası olarak helikopter kalmıştı. Hocalı’ya
son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin
semalarında sivil helikopterin vurulması ve bunun sonucunda 40 kişinin
ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2’sinden itibaren şehre
elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni
silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplardan, ağır makineli
silahlarla bombalanmıştır.
1992
yılının Şubat ayının 25-ini 26-sına bağlayan gece Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ
bölgesindeki Hocalı kentinde çok sayıda azerbaycanlı sivil, Ermeniler
tarafından soykırıma maruz kalmıştır. Azeri kaynaklarna ve Memorial
Human Rights Center, Human Rights Watch ve diğer bazı
uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine gore katliam, Rus
366. Motorize Alayı'ın desteğindeki Ermeni silahlı
kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
Human
Rights Watch, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ'ın
işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak
nitelendirmiştir. Azerbaycanlı kayıpların sayısı üzerinde tartışmalar devam
etmekteyse de, 400 ila 1000 arasında oldukları genel kabul görmektedir. Azerbaycan
resmî kaynaklarının bildirdiği resmi rakam 613 sivil olup, bunların 106'sı kadın ve 83'ü çocuk, 7’ten fazlası ise yaşlıydı.
936
km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı
kenti 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve
kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan
Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen
savunmasız bir durumdaydı. Kentte da dağınık halde elinde hafif
silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri Hocalı
halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı.
Ermenistan
Silahlı Kuvvetleri bölgedeki 366. Alayın da
desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı kenti
üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce kenti
bombalamış ve ardından da kente girerek sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı
yapmadan katliam yapmıştır. Ermeniler bu kenti
işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim Azerbaycan
Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal
edilerek ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış
oldu. Ermeniler
bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekanı da işgal ederek askeri
açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en
acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler
için bu soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir öcü
niteliği de taşımaktaydı.
Normalde
en şiddetli savaşlarda dahi savaş dışında tutulan, dokunulmayan bu kesime
Ermeniler yaşlı, kadın ve çocuk demeden acımasız işkenceler yaparak
katletmiştir. Bu
katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur. 1275 kişi ise rehin
alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde
cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve
kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı
vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştır.
Bu yıl
Şubat ayının 26-sı Hocalı katliamının 17. yıldönümüdür. Temennimiz Türk
milletinin bir daha böyle katliamlar yaşamamasıdır.
Dr. Eldeniz ABBASLI,
Avrasya YazarlarBirliği üyesi,
Bağımsız Araştırmacı, Gazeteci.
Bakü/Azerbaycan.
20 Şubat 2015 Cuma
ORTAK DEĞERİMİZ NEVRUZ
Dr. Eldeniz ABBASLI,
Serbest Araştırmacı, Avrasya Yazarlar
Birliği üyesi.
Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna
kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın
olarak kutlanan bahar bayramıdır. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o
toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve
tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.
BAHARI BEKLEMİŞLER
Eski insanlar baharın gelmesini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Baharda,
otların, çiçeklerin çıkması, ağaçların yapraklanması, meyve ağaçlarının çiçek
açması insanlara esrarengiz tesir bağışlamış, onlar bu görünen tabiat
kanunlarında sırlı bir dünya olduğunu zannetmişler. İnsanlar bu sırlı alemin
düğümlerini açmaya, onun mahiyetini öğrenmeye, ondan yararlanmaya çalışmış,
buna gayret etmişlerdir.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
EVRENSEL BİR BAYRAM
“Bahar bayramı evrensel
bayramdır ve baharın gelişini tüm dünya halkları kendi kültürüne ve
geleneklerine uygun şekilde karşılamışlardır. Baharın gelişini Avrupa halkları
da kendi geleneklerine uygun karşılarlar. Mesela, Rus halkı kışın kovulmasını
çeşitli danslar, oyunlar, maniler ve nümayişlerle uğurlar. Samandan bebek
yaparak tabuta koyar, sonra cenaze merasimi düzenlerler. Köyün kıyısına “Moran” (bozak-sazak, şabta anlamındadır) Maslenitsa
diye adlandırılan kuklayı yakar ve çevresinde oynarlar. Diğer Slav halkları da
kış bittiği zaman çeşitli merasimler düzenlerler. Mesela, ormandan yeni
yapraklanmış bir ağacı kesip getirir, onu ev ev gezdirirler. Kişilerden biri
yeşil elbise giyer, başına çiçekten taç koyar, elinde süslenmiş ağaç dalı
gosterimin en önünde gider. Karşı taraftan ise beyaz elbise geymiş, elinde kuru
ağaç tutan bir kişi yola kar sepe sepe birinci gurubun karsısına çıkar. Her iki
taraf birbirine hücum eder… sonunda yeşil elbiseliler (yani bahar) beyaz
elbiselileri (yani kışı) yenerler.
NEVRUZ (YENİ GÜN)
Nevruz Bayramı ya da
sadece Nevruz (Yenigün) (Azerice: Novruz, Farsça: نوروز, Kürtçe: Newroz,
Tacikçe: Наурыз, Kazakca: Navrız meyrami (Наурыз мейрамы), Kırgızca: Nooruz,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti´nde: Mart dokuzu, Kırım Türklerinde: Navrez, Batı
Trakya Türkleri´nde: Mevris, Arnavutluk´da: Sultan Nevruz) Farslar, Türkler,
Kürtler, Zazalar, Azeriler, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler,
Tacikler, Özbekler, Kırgızlar´la beraber neredeyse tüm kuzey yarım küre
tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da başka bir değişle doğanın uyanışı
ve bahar bayramıdır.
Nevruz; Karapapaklar´da Nevruz, Kırım Türkleri´nde Navrez, gündönümü;
Batı Trakya Türkleri´nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri´nde Sultanı
Navrız, Gagauzlarda İlkyaz bayramı adıyla yukarıda bahsettiğimiz ortak coşku ve
geleneklerle kutlanmaktadır. Ayrıca Nevruz´un Türk Dünyasında bilinen isimleri
şöyle sıralana bilir:
Nuvruz,
Nevruz,
Navruz,
Novruz,
Sultan-ı Nevruz,
Navruz,
Novruz,
Sultan-ı Nevruz,
Sultan-ı Navrız,
Navrez,
Nevris,
Naorus,
Novroz,
Navrıs Oyıx,
Nevris,
Naorus,
Novroz,
Navrıs Oyıx,
Nevruz Norus,
Ulustın Ulu
Küni,
Ulusun Ulu Günü,
Ulu Kün,
Ergenekon,
Bozkurt,
Çağan,
Babu Marta,
Bozkurt,
Çağan,
Babu Marta,
Kürklü Marta,
İlkyaz Yortusu,
Yeni Gün,
Yengi Kün,
Yeni Yıl,
Mart Dokuzu,
Mereke,
Meyram,
Nartukan,
Nartavan,
Isıakh Bayramı,
Meyram,
Nartukan,
Nartavan,
Isıakh Bayramı,
Altay Ködürgeni,
Bahar Bayramı,
Yörük Bayramı,
Mevris
Nevruz; eski bir takvime göre yılın ve baharın ilk günü sayılan martın yirmi ikisine rastlayan Gün. (Çağdaş Türkçe sözlük- Ali Püsküllü, Milliyet yayınları).
Nevruz eski takvime göre Mart ayının 9´unda başlar. ( Miladi takvim 21 mart) Kutlamalar genellikle 3 gün sürer. Bu günde özel törenler yapılır”.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
Nevruz; eski bir takvime göre yılın ve baharın ilk günü sayılan martın yirmi ikisine rastlayan Gün. (Çağdaş Türkçe sözlük- Ali Püsküllü, Milliyet yayınları).
Nevruz eski takvime göre Mart ayının 9´unda başlar. ( Miladi takvim 21 mart) Kutlamalar genellikle 3 gün sürer. Bu günde özel törenler yapılır”.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
ORTAK SEVİNÇ
“Nevruz bayramı kışın bitmesi ve baharın gelmesi ile baslar. O insanlara
sevinç, mutluluk duygusu aşılayan, onları yeni yıla, gelecek güzel günlere
yüreklendiren ilginç bir merasimdir. Kış insanların elini kolunu bağlar, onları
işten güçten soğutur. Eski inanca göre kışın tabiat, hayvanlar, kuşlar vs. yani
her şey ölür veya ölüm bekleyir, baharda ise dirilir. Çünkü bahar hayat,
canlılık getirir. Baharda tabiat canlanır, güneş insanları, toprağı ısıtır.
İnsanlarda çalışmak, bir işi yapmak isterler… Belki de bu özellikleri Bahar
bayramının yayılmasını, bu kadar çok sevilmesini gerekli kılan esas
unsurlardır.
Nevruz teriminin tarihte ilk yer aldığı kayıtlar, M.S. 2. yüzyıldaki
Pers İmparatorluğu kayıtlarıdır, ancak bundan çok daha öncesindeki (yaklaşık
M.Ö. 648 ve 330 yılları arasında) Pers İmparatorluğu altında yaşayan değişik
milletlerin Pers Şahına Nevruz gününde hediyeler getirdiğine dair bilgiler
mevcuttur.
Oniki Hayvanlı Takvim ve Melikşah´ın Celali Takvimi´nde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divânü Lügati´t-Türk´te de ilkbaharın gelişi olarak belirtilir. Türk edebiyatı ve musikisine de Nevruz; Nevruz-ı Asl, Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba olarak girmiştir. Tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak kutlanmıştır. Bunların başında Anadolu beylikleri, Eski Mısır, İran, Safavi, Sasani, Moğollar, Selçuklu ve Osmanlı gelir.
Oniki Hayvanlı Takvim ve Melikşah´ın Celali Takvimi´nde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divânü Lügati´t-Türk´te de ilkbaharın gelişi olarak belirtilir. Türk edebiyatı ve musikisine de Nevruz; Nevruz-ı Asl, Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba olarak girmiştir. Tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak kutlanmıştır. Bunların başında Anadolu beylikleri, Eski Mısır, İran, Safavi, Sasani, Moğollar, Selçuklu ve Osmanlı gelir.
MİLLİ BAYRAM İDİ
Selçuklu ve Osmanlı´da millî bayram olarak kutlanan Nevruz, Nevruziye
adlı şiirlere ve şenliklerle ziyafet verilerek kutlanırdı. Özel olarak
hazırlanan Nevruziye adlı macun Osmanlı döneminden kalan bir kültür olarak bu
gün hâlâ Manisa´da 21 Mart´ta Mesir macunu şenlikleri yapılmaktadır.
Balkan Türklerinde Nevruz / Yenigün´de Cemal Şenlikleri yapılır. Bu
şenliklerde bereket muhtevalı bazı ritüeller yapılır. Bulgaristan Türklerinde
Yenigün / Nevruz bayramının diğer adı “Kızıl” “Kırmızı”dır. Bu gün hayvanların
iyi döl vermeleri için ateş yakılır. Alanya´da bereket amacıyla bir zeytin
yaprağına bin ihlas okunur ve denize atılır.
Üsküp´te yaşayan Türklerde genç kızlar kısmetlerinin açılması için
Hıdrellez ve Nevruz ile ilgili inançlar ve “Taş Kültü” Türk dünyasının her
yöresinde yaygındır.
Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart´ta, şehirlerde ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden “davar evleri”ne yerleşmiş olanlar köylerden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla, yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah atarak “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun” şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara halk katılır ve şükrederler.
Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart´ta, şehirlerde ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden “davar evleri”ne yerleşmiş olanlar köylerden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla, yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah atarak “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun” şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara halk katılır ve şükrederler.
TARİHİ BOYUTU
Yazılı kaynak, efsane ve sözlü anlatımlara dayanarak Nevruz
kutlamalarının hangi nedenlerden binlerce yıldır bayram törenlerine dönüşerek
gelenekleştiğini sırası ile verelim:
* Alevi-Bektaşi söylencelerine göre Nevruz:
* Alevi-Bektaşi söylencelerine göre Nevruz:
* Dünya kuruluşunu bugün tamamlar.
* Hz. Muhammed´e nübüvet bugün ihsan edilir.
* Hz. Ali´nin bugün doğmuştur. Rivayetlere göre; Hz. Fatima,
Betullah (kabe)i tavaf ederken doğum sancıları başlamış, tavafını tamamlayarak
kabe´nin içine girerek 12 gün sonra 21 Mart 598´de doğum yapar. * * Hz.
Muhammed, Beytullah´ın içinde ilk kez doğan amcası oğlunu kucağına alarak, Ali
adını verir. Hz. * * * * Muhammed bu günü kutlu gün olarak ilan eder.
* Bugün Hz. Ali ile Hz. Muhammed´in kızı Hz. Fatma´nın evlendiği gündür.
* Hz. Muhammed bügün Gadir-hum´da okuduğu hutbede, Hz. Ali´yi Vasi tayin eder ve kendisinden sonra müslümanların önderi (imamı) ilan eder.
* Bugün Hz. Ali´nin hilafeti elde ettiği gündür.
* Hz. Muhammed bügün Gadir-hum´da okuduğu hutbede, Hz. Ali´yi Vasi tayin eder ve kendisinden sonra müslümanların önderi (imamı) ilan eder.
* Bugün Hz. Ali´nin hilafeti elde ettiği gündür.
* Bugün Haci Bektaş Veli´nin Anadolu´ya gelişinin ilk günüdür. Rum
Erenlerinin Şah-ı Velayeti karşıladıkları gündür.
* Bugün Gaip Erenleri “Kırklar´ın” toplandığı gün olarak inanılır. Bu
nedenle bugün “Kırlar Bayramı” olarakta bilinir.
* Hz. Hüseyin´in intikamını almak için Muhtar Sakafi önderliğinde gizli
bir teşkilat kurulur. İhtilal işareti olarak mahallelerde büyük bir ateş
yakılır. Bu günde tesadüfen 21 Mart´a denk gelir. O günden bugüne değin
Alevilerce zulme başkaldırı işareti olarak ateş yakılır.
* Bugün Hz. Adem Peygamberin yaratıldığı gündür.
* Türk söylencesine göre Nevruz:
Türklerin Asena adlı dişi bir Bozkurt rehberliğinde Ergenekon´dan
çıktıkları gündür. Demir ve ateşin birleştiği bugün Türklerce kutsal
kabul edilerek bayram ilan edilir.
* Orta Asya´da göçebe ve çoban Türklerin İslam öncesinde
sürülerini kışlaklardan çıkarıp, yaylalarda obalar kurarak şölen vererek bahar
törenleri düzenlenmesi, coğrafi olarak hep ayni mevsimde ve 21 Mart´a
gelmesi dolayısıyla ; Türkler bu günü Bahar Bayramı olarak kabul etmişlerdir.
* Nevruz Bayramı İran´daki Hamse Türklerinde de kutlanılmaktadır. Hamse
Türkleri Ekin ve Biçim düzenlemelerinde hasatlarda koç katılımında, Nevruz ve
Hıdırellezde toplu merasimler olmak ve toplu yemekler yenilmektedir. Farsça beş
anlamına gelen Hamse Türklüğünü meydana getiren Türk kesimler; 1. Şahsevenler:
Şahseven veya Elseven Türkleri 3; Avşarlu – Avşarlar, Usanlu, Mugatdem, Bayat
ve Hudabendeh isimli Türkmen – Oğuz Türklerinden meydana gelmişlerdir.
* Tunceli/ Dersim söylencelerine göre Nevruz: Dersim bölgesinde Alevi inancı gereği
Nevruz kutlamaları, Ali Günü veya 9 Mart olarak baharın gelişi diye kutlamalar
yapılır. Dersim bölgesi bu günü Nevruz olarak adlandırmaz. Bu isim son yıllarda
Tunceli yöresinde anılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni politik olması gerekliği
kanısımdayım. Diğer bir inançları olarak; Nuh peygamberin gemisinin
bu bölgede 21 Mart ta geçtiğine inanılarak kutlama yapılır. Tunceli-Pülümür ile
Erzincan-Çayırlı arasındaki “Bağır Dağı´na” Nuh´un gemisinin dokunduğuna
inanılır. Bu nedenle “Bağır Dağı üzerine yemim ederim ki, doğru konuşuyorum”
diye yemin edilir.
* Erzincan´daki bir söylenceye göre Nevruz: Şah İsmail´in Erzincan´a gelişinde
Öbek/Höbek dağında kurduğu otağ yerinde yapılan törenlerdir. Öbek/Höbek
dağının doruğunda dümdüz kocaman bir taş vardır. Şah İsmail burada yemek yemiş,
bütün seyyidlere lokma dağıtmıştır. Şah Honçası denen
bu dairesel taş kütlesi kutsal kabul edilir. Nevruz günü bu taş üzerinde yemek
yenir. Bu yerde Cem törenleri düzenlenir, semahlar yapılır. Dede, dargınları
barıştırır, helallıklar alınır.
* Osnamlı Sarayı´nda Nevruz: Osmanlı
Sarayı´nda da büyük şölenlerle Nevruz Bayramı kutlanırdı. Nevruz günü Hekimbaşı
özel macun kaynatır. Başta padişah olmak üzere yakınlarına ve devlet
recaline ikram ederdi. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırılmasından
sonra II. Mahmut, Nevruz Bayramını ve Bektaşiliği yasaklamıştır.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “Osmanlşlarda Nevruz Kutlamaları” adlı eserinde bulduğumuz bilgilere göre: “Osmanlılar tarafından Nevruz-ı mübârek olarak da adlandırılan Nevruz sayılı günlerden biri olarak kutlanmış, güneşin Koç (=Hamel) burcuna girdiği ilkbahar ılınımı anına Nevruz denilmiştir. Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen bu günde eğlenceler tertib edilir, sarayda olduğu gibi halk arasında da eczahanelerde yapılan ve Nevruziye denilen macun rağbet görür, en azından bunu elde edemeyenler tarafından tatlı yenirdi. Bu macundan yemenin kuvvet ve şifa verici bir tesiri ve kendi usul ve an´anelerine göre bunları kaynatıp suyunu içerler ve yüzlerini yıkarlardı. Saray haricinde Nevruz´dan birkaç gün önce eczacılar, kulplu küçük çay bardaklarına veya fincanlara, terkibi kendilerince bilinen bir macun doldurup, tanıdığı müşterilerine ve mahallenin kibar ve zenginlerine gönderirlerdi. Bu hediyeleri alanlar, buna karşılık çoğunlukla bir gümüş Mecidî bahşiş verirler ve eczacı çıraklarını sevindirirlerdi. Eczacıdan gelen Nevruziye ve yedi sin (=heft sin), yani arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker, sa´lep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) bir tepsiye konulup evin efendisi önüne getirilir, evde mevcut olanlar da tepsinin etrafına iki diz üstünde otururlardı. Evin efendisi herkesin önünde bu malzemelerden birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü saati geldiği vakit, buyurun hitabıyla önce macundan, sonra diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi senenin saadetle geçmesi için uzunca bir dua yapar, eller öpülür ve merasim sona ererdi. Macun yenir yenmez üstüne su, gül veya limon şerbeti içilmesi âdettendi.
Her sene yılbaşı olan Nevruz´da veziriâzamla vezirler, eyâlet valileri ve belirli bazı devlet adamları tarafından padişahlara Hediyye-i Nevruziye adıyla donanmış atlar, murassa silahlar, pahalı kumaşlar vesâir hediyeler verilirdi”.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “Osmanlşlarda Nevruz Kutlamaları” adlı eserinde bulduğumuz bilgilere göre: “Osmanlılar tarafından Nevruz-ı mübârek olarak da adlandırılan Nevruz sayılı günlerden biri olarak kutlanmış, güneşin Koç (=Hamel) burcuna girdiği ilkbahar ılınımı anına Nevruz denilmiştir. Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen bu günde eğlenceler tertib edilir, sarayda olduğu gibi halk arasında da eczahanelerde yapılan ve Nevruziye denilen macun rağbet görür, en azından bunu elde edemeyenler tarafından tatlı yenirdi. Bu macundan yemenin kuvvet ve şifa verici bir tesiri ve kendi usul ve an´anelerine göre bunları kaynatıp suyunu içerler ve yüzlerini yıkarlardı. Saray haricinde Nevruz´dan birkaç gün önce eczacılar, kulplu küçük çay bardaklarına veya fincanlara, terkibi kendilerince bilinen bir macun doldurup, tanıdığı müşterilerine ve mahallenin kibar ve zenginlerine gönderirlerdi. Bu hediyeleri alanlar, buna karşılık çoğunlukla bir gümüş Mecidî bahşiş verirler ve eczacı çıraklarını sevindirirlerdi. Eczacıdan gelen Nevruziye ve yedi sin (=heft sin), yani arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker, sa´lep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) bir tepsiye konulup evin efendisi önüne getirilir, evde mevcut olanlar da tepsinin etrafına iki diz üstünde otururlardı. Evin efendisi herkesin önünde bu malzemelerden birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü saati geldiği vakit, buyurun hitabıyla önce macundan, sonra diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi senenin saadetle geçmesi için uzunca bir dua yapar, eller öpülür ve merasim sona ererdi. Macun yenir yenmez üstüne su, gül veya limon şerbeti içilmesi âdettendi.
Her sene yılbaşı olan Nevruz´da veziriâzamla vezirler, eyâlet valileri ve belirli bazı devlet adamları tarafından padişahlara Hediyye-i Nevruziye adıyla donanmış atlar, murassa silahlar, pahalı kumaşlar vesâir hediyeler verilirdi”.
* Bektaşilerde Nevruz Erkanı:
Nevruz Bayramı erkanı sabahtan başlar. Gün ağarırken taze su ile yıkanılır. Boy
abdesti alınır. Toplu olarak sabah yemeği yenecekse, önce Dede bir dua okur ve
herkese süt ikram edilir ve kahvaltı yapılır. Daha sonra dargınlar
barıştırılır. Hasta ve yoksullar ziyaret edilir, gönülleri alınır. Yeni
ölmüşlerin evlerine taziyeye gidilir. Türbe ve mezarlıklar ziyaret edilir.
Nevruzşenliklerinin yapılacağı ev ve kır yerleri önceden saptandığı için, bu
yerlerde tüm hazırlıklar tamamlanır. Yaşlılar için ayrı bir mekanda, gençler
için ayrı bir alanda muhabbet sofraları kurulur. Gençler kırlarda şenlikler
yaparlar, halaylar çekerler, ateş üstünden atlayarak dilekler tutarlar. Genç
kızlar ve oğlanlar karşılıklı mani söylerler…
Nevruz Bayramı akşamı “Meydan” açılır. Taliplere “Nasip” verilir. Cem
evinde canlar, sofular, bacılar toplandıktan sonra , getirilen “lokmalar” için
Dede tercemanı okur”.
AZERBAYCAN´DA NEVRUZ BAYRAMI
Azerbaycan´da Nevruz bayramı çocuklar tarafından çok sevilen bayramdır.
Halk Nevruzu milli bayram olarak kutlar. Bayram şenlikleri en az üç gün devam
eder Martın 20-21-22. ci günleri. Ancak bayrama hazırlık işleri daha önceleri
bayrama en az 40 gün kala başlamaktadır. Her şeyden önce köylerde bahçeler
temizlenir, ağaçların kuru budakları (dalları) kesilir yani ağaçlar esasen
meyve fideleri dikilir, ağaçların dipleri bellenir, her şey düzene sokulur. Bu
işler okullarda çocuklar tarafından daha canlı yürütülür. Okul yanı sahalar
çocuklar tarafından temizlenir. Ağaçların budakları kesilir, dalları kesilir,
yeni ağaçlar ekilir, bir sözle yaz senlikleri için hazırlıklar yapılır.
Şehirlerde de gerekli hazırlıklar yapılır. Kısaca herkes yaklaşan
bayrama hazır
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar. Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3 günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15 santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer, dostlara hediye derler.
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar. Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3 günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15 santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer, dostlara hediye derler.
Nevruz bayramında Azerbeycanlılar çeşitli tatlı ve yağlı ekmek pişirirler,
baklava, katlama, feseli, kömbe, şorçöreği, külçe vs. Şüpesiz bütün bu nimetler
geçen yılın mahsulünden hazırlanır ve insanları gelen yılın bayramını daha
güzel karşılamak için daha iyi çalışmağa ruhlandırır. Ona göre de semeni bayram
sofrasına konur ve maniler okunur.
Semeni sahla meni,
İlde göğerderem seni,
Semeniye saldım badam,
Koymurlar bir barmak
tadam…
Semeni ay semeni
Sende gelen yaz olur
Menim könlüm saz olur
Semeni, sahla meni
Güyerderem men seni vs.
Semeniden tatlı ve çeşitli yemeklerde hazırlarlar. Nevruz bayramını eski
zamanlardan beri büyük sevinçle ve manilerle karşılamak Azerbaycan´da gelenek
halini almıştır.
Bahar bayramında halkın inançları ile ilgili olan adetlerden biri de sam
(yani mum) yakmak, tongal kalamak (yani büyük ateş yakmak) ve meşale yakmaktır.
Bu zaman yaslı, genç ve özellikle çocuklar tongalın (yani ateş yığının)
üstünden atlarlar, “azarım bezarım odda yansın (yani bütün hastalıklarım ateşte
yansın), “ağrılarımı yer gotürsün, metlebimi Allah versin” (yani günahları yer
götürsün, dileklerimi Allah versin) derler.
Ateş şenliği genellikle yılın son Çarşamba gecesi yapılır. Bu gece
bayram sofrası
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve şöyle söylenir.
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve şöyle söylenir.
Üzerliksen havasan
Yaman derde davasan,
Baklama göz yedirenin
Gözlerini ovasan
Nevruz bayramının en ilginç ve unutulmaz dakikaları yılın son Çarşamba
gecesi başlar. Bu bayramın resmen başlaması demektir. Ecdatlarımız Baharın kış
üzerindeki üstünlüğüne, hayrın şere yani iyinin kötüye, Hürmüziin (yani iyilik
Allahının) Ehrimene (yani kötülük remzi şeytana) üstün gelmesi olarak
bakmışlardır. Bu nedenle de kısın sonu onun mağlubiyeti, baharın ise galip
olarak dünyaya hakim olması büyük şenlikle karşılanmıştır. Halk bu merasime
“Donatma” (yani tan yerinin ağarması, güneşi görmek, karşılamak) adı vermiş. Bu
gece ile ilgili ilgine rivayetler, efsaneler yaratılmışdır. Efsanelerden
birinde deyilir ki, “…bu gece bir saatliyine ırmaklar durup istirahat eder,
ağaçlar dallarını yere eğer (topraktan güç alır), dallarını yeniden
kaldırırlar. Uzun müddet birlikte hayat süren, lakin sonralar bir birinden
küsen Mars ve Jüpiter yalnız bir gece birleşir, kucaklaşıp öpüşür, sonra yene
ayrılıp bir yıl hasretde kalarlar… Efsanede denilir ki, her kim Marsla
Jüpiter´in görüştüğü anı görse ulu Hürmüz onu bütün arzularına kavuşturur, o
dünyada en hoşbaht adam olur…”. Bu yüzden o gece hiç kimse yatmaz, herkes
sabahı, güneşin çıkmasını (doğmasını), Mars´la Jüpiter´in görüşmesini görmek
ister. Hiç kimse yatmadığı için delikanlılar grup halinde gezer, etrafı seyir
eder, oyunlarla vakit geçirerler. Genç kızlar ise daha çok bir odaya toplaşarak
kendileri için fal acar, bir birleri ile şakalaşarak birlikte mani söylerler.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını, gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş sözler konuşmağa calışar, dedi-kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma vs. koyarlar.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını, gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş sözler konuşmağa calışar, dedi-kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma vs. koyarlar.
Donatma merasiminde özellikle geceler iştirak ederler. Onlarda yerinin
ağarmasını (sabahın beyaz çağını) ahar su, deniz veya çay (ırmak) sahilinde
karsılaşmağa çalışırlar (Çoğu zaman geceleri suda yıkanarak “ağırlığım –
uğurluğum dağlara, taşlara” demekle ümit etmişler ki, Hürmüzün Ehrimene gelip
gelmesi, kışın mağlup olması, baharın tantanası anında insan bedeninde gizlenen
fenalık devleri mahv olacak, aynı zamanda kalplerinde tuttukları niyetlerine
ulaşacaklardır).
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle maniler söylenir.
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle maniler söylenir.
Mart ayının 21´de (bazı yıllar bayram Martın 20´ne rastlar) son Çarşamba
günü başlayan bayram şenlikleride coşku ile kutlanır ve devam eder. Çocuklar
yumurta dövüştürür, şenlenir, büyüklerin hediyelerini kabul ederler. Büyüklerde
birbirlerinin bayramını kutlar, sonra kabristan ziyaret edilir, ölenlerin
ruhuna dua okunur, daha sonra ise son bir yıl içerisinde ölenlerin yas yerine
giderler, buna “kara bayram” derler. Yani keçen yılda kim ölmüşse bu bayram
onun için “kara bayram” dır. Bu tür yapılması gereken gezilerden sonra bayram
kutlamaları devam eder. Akrabalar, komşular, dostlar birbirlerinin bayramını
tebrik eder, evlere misafir giderler. Ancak bayram gezintisinde ziyaret etdiğin
evde mutlaka birkaç dakika da olsa oturmalı, sofradaki nimetlerden tatmalısan.
Bayram günlerinde bütün küsülüler barışıp öpüşerler. Kin-nefret unutular. Eski
inanca göre küsülü kişilerden kim küsülü olduğu şahsı önce kutlarsa onun
günahları bağışlanır, diğeri suçlu kalır. Buna göre de küsülü olan her
kes bayram günü daha önce barışmağa çaba gösterir.
Bayram şenlikleri en az 119 gün devam eder. Bu günlerde gençler tarafından
çeşitli törenler yapılar. Mesela, gelin ve kızlar “haşışta”, “Kiy
Kılınç”, “Benövşe” vs. oyunları oynarlar. Oğlanlar ise ” kos-kosa”, “Hıdır
İlyas” veya “Hıdır Nebi” gibi oyunlar göstererler. Bu tiyatro temaşaları ve
oyunlara çocuklar bayrama 10-15 gün kala hazırlanır, metinleri ezberlerler.
Sabahlara kadar ikiye bölünmüş grup destan anlatır, daha iyi anlata grup
ödüllendirilir. Destanlar genellikle okulda öğrendikleri ve ilave okudukları
kitaplardan seçilir ki bu da çocukların eğitiminin inkişafına büyük etki
etmektedir..
“Kos-kosa” oyununda gene erkek çocuklar bir kişiyi kosa (yüzü tüysüz
kişilere kosa denilir) gibi süsleyip muhtelif müzik aletlerinide çala çala
evlere gezdirirler. Kosanın yardımcısı da olur. Onların her ikisi komik elbise
(esasen yamaklı keçe) giyer, güldürücü oyunlar icra eder, maniler okur, hediye
toplarlar.
Sonuç olarak görünüyor ki, Yenigün/Nevruz, sadece bir etnosa veya milliyete ait değildir. Bu gün ile ilgili inançlar, Doğu, Ortadoğu, Uzakdoğu ve bu bölgelerin komşusu olan coğrafyaların halkında da görülmektedir. Nevruz´u bu tanım kapsamına giren toplulukların göç ettikleri yörelere taşıdıkları da gözlemlenmektedir. Bu arada Türk soylu topluluklardan Yenigün/Nevruz´u tanıyıp yaşatmayan topluluk yoktur. Bu noktada Yenigün/Nevruz´un Türkler sahibi veya sahiplerindendir. Nitekim bu günü Türklerin girmiş oldukları İsevi, Musevi ve Muhammedi dinlerde de görüyoruz. Bu özelliği ile Yenigün/Nevruz kendisini yeni inanç, sistemlerinde yaşatmasını bilmiştir.
Sonuç olarak görünüyor ki, Yenigün/Nevruz, sadece bir etnosa veya milliyete ait değildir. Bu gün ile ilgili inançlar, Doğu, Ortadoğu, Uzakdoğu ve bu bölgelerin komşusu olan coğrafyaların halkında da görülmektedir. Nevruz´u bu tanım kapsamına giren toplulukların göç ettikleri yörelere taşıdıkları da gözlemlenmektedir. Bu arada Türk soylu topluluklardan Yenigün/Nevruz´u tanıyıp yaşatmayan topluluk yoktur. Bu noktada Yenigün/Nevruz´un Türkler sahibi veya sahiplerindendir. Nitekim bu günü Türklerin girmiş oldukları İsevi, Musevi ve Muhammedi dinlerde de görüyoruz. Bu özelliği ile Yenigün/Nevruz kendisini yeni inanç, sistemlerinde yaşatmasını bilmiştir.
Nevruz/Yenigün barış ve gönül alına günüdür. Bugün insanlar; aile
içinde, mahalle veya köyün fertleri arasında bayramlaşarak küslükleri
kaldırmaktadırlar. Büyükleri ziyaret, küçükleri sevindirme, hasta ve yası olan
kimselere gidilmesi, bugünün bir gereğidir. Kabir ziyaretleri ile ölülerin de
adeta gönüllerinin de yapıldığı bu günde toplumsal barışın çareleri de
aranabilmelidir. Nevruz/Yenigün bayramları; aklanma, paklanma günüdür.
KAYNAKÇA
1. Azerbaycan Folkloru Antologisi, Bakü, 1968
2. Halkımızın deyimleri ve duyumları., Bakü, 1986
3. Veliyev,Vagif. Azerbaycan Folklorü, Bakü, 1985
4. Babayev, İ.; Efendiyev, P., Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı, Bakü,
1970
5. Kalafat, Yaşar. “Hamse Türklerinde Halk Kültürü”.
5. Kalafat, Yaşar. “Hamse Türklerinde Halk Kültürü”.
6. Kalafat, Yaşar. “Halk İnançlarında Kültür Kadları”. 2000
7. Yurtoğlu, İbrahim. “Yurdumuzda ve Orta Asya´DA Nevruz Kutlamaları”.
Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, No: 49 Mart, 2004
8. Çobanoğlu, Özkul. “Nevruz Bayramının Halkbilimsel Çözümlemesi”. Bilim
ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, No: 49 Mart, 2004
9. Aşa, Hatice Emel. “Avrasyanın Ortak Bayramı Nevruz”. Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000 (Yazı İnternet´ten 22 Ocak 2008´de elde edilmiştir:
http://www.makalesitesi. net/avrasya%E2%80%99nin ortak-bayrami-nevruz/ ).
10. “Nevruz Bayramı”. (Yazı İnternet´ten 22 Ocak 2008´de elde edilmiştir: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nevruz_Bayram%C4%B1).
11. Halaçoğlu, Yusuf. “Osmanlşlarda Nevruz Kutlamaları”. (Yazı İnternet´ten 23 Ocak 2008´de elde edilmiştir: http://www.nevruz.gen.tr/osmanli_nevruz.html).
9. Aşa, Hatice Emel. “Avrasyanın Ortak Bayramı Nevruz”. Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000 (Yazı İnternet´ten 22 Ocak 2008´de elde edilmiştir:
http://www.makalesitesi. net/avrasya%E2%80%99nin ortak-bayrami-nevruz/ ).
10. “Nevruz Bayramı”. (Yazı İnternet´ten 22 Ocak 2008´de elde edilmiştir: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nevruz_Bayram%C4%B1).
11. Halaçoğlu, Yusuf. “Osmanlşlarda Nevruz Kutlamaları”. (Yazı İnternet´ten 23 Ocak 2008´de elde edilmiştir: http://www.nevruz.gen.tr/osmanli_nevruz.html).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







